Koksal Alptekin

PROF. DR.
KÖKSAL
ALPTEKİN


ÖLÜM PANİĞİ

Panik bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3'tür. Ancak her 10 kişiden biri, yaşamları boyunca panik atak yaşamaktadır. Her 3 kişiden birinde panik atak gece gelir. Kişi çok şiddetli bir çarpıntı ve korkuyla uyanabilir...

Birden gelen şiddetli ölüm korkusu, aklını yitireceği ve akıl hastanesine kapatılacağı korkusu; genelde, panik atak geçiren kişilerin yaşadığı dayanılması güç olan duygulardır. Panik atak nerede ve ne zaman geleceği belli olmayan şiddetli bir sıkıntı (anksiyete) nöbe¬tidir. Çarpıntı, terleme, titreme, göğüs ağrısı, nefes alamama, boğulma hissi, nava açlığı, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi gibi çeşitli belirtilerin hepsi veya bir kısmı, panik atak sırasında görülebilir. Bedensel belirtiler nedeniyle kişinin dikkati vücuduna yönelmiştir ve yaklaşık hastaların yüzde 80'inde bu bedensel belirtiler bir kalp Krizinin ve yaklaşmakta olan ölümün haber¬cisi olarak algılanır. Yüzde 20 kadar hastada ise özellikle nörolojik belirtilerle ilişkili olarak başlayan bir delilik sürecinin ilk sinyalleri gibi yaşanır. Bunun sonucu; kişinin kendisini has¬tane acil servislerinde bulması veya ileri tetkikler yapılarak, var olan belirtilerin nedeninin araştırılmasıdır.

Gerçekte, panik atağın bu bedensel belirti¬lerinin de eşlik ettiği nöbetin süresi 5 dakikayı eçmez. Ancak çoğu panik atak geçiren kişi u atağı ölümün habercisi olarak yaşadığı için, beklenti sıkıntısına girer. Bedensel belir¬tiler nedeniyle ölümün yaklaşacağını düşünür, korkar ve endişeli bir bekleyiş içinde olur. Bu da çoğu kişide panik atağın uzun sürdüğü, saatlerce sürdüğü şeklinde bir algıya neden olur. Panik bozulduk diye tanımladığımız hastalık, panik atakların sık olarak tekrar¬landığı veya bir veya birkaç atak sonrası yaşanan sıkıntının uzun sürdüğü bir ruhsal bozukluğu tanımlamaktadır. Bazı kişilerde tek bir panik atak yaşanır ve herhangi bir sorun gelişmeyebilir.

Panik kelimesinin kökeni, Yunan mitolojisinde var olan bir Tanrının ismi olan "Pan'dan gelir. "Pan" mağarada yaşayan ansızın ortaya çıkıp insanları korkutan bir tanrıdır.

Bu korku genellikle insanlarda ölüm düşünceleri yaratmaktadır.

Yapılan araştırmalarda panik bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3'tür. Ancak ner 10 kişiden biri, yaşamları boyunca panik atak yaşamaktadır. Özellikle genç kesimde daha sık ortaya çıkar ve yaşlandıkça görülme sıklığı azalır.

Panik atak, biyolojik kökenli bir sıkıntı atağıdır. Yani kişinin herhangi bir ruhsal sorunu olmaksızın, panik atak gelişebilir. İşler yolundayken ve kişi hayatından memnunken bile panik atak yaşayabilir. Her panik atak yaşayan 3 kişiden birinde panik atak gece gelir. Çok şiddetli bir çarpıntı ve korkuyla kişi uyanabilir. Bu nedenle, yani ruhsal sorunlar olmaksızın panik atak oluşması, birçok panik hastasını Psikiyatri tedavisi dışındaki tedavilere yönlendirmektedir. Bazen ne yazık ki Psikiyatrisi dışındaki hekimler panik atak tanısı koymakta zorlanmakta, hasta gereksiz birçok tanıyla ve ilaç torbasıyla hekim hekim dolaşmaktadır. Panik atakların beyindeki biyokimyasal mekanizmaların bozulmasına bağlı yalancı bir alarm durumu oluşması sonucunda geliştiğini öne süren kuramlar vardır. Özellikle orta beyin alanlarında panik atak sırasında fazla kanlanma olmaktadır. Ancak yapılan beyin tetkikleri, bu bölgede yapısal bir bozulma göstermemektedir. Öte yandan her panik hastasında kalp hastalıkları, tiroid ve metcbolizma hastalıkları gibi bedensel hastalıkların yokluğu mutlaka gösterilmelidir.

Panik atak yeterince anlaşılmaz ve doğru tanı konmazsa, bazı hastalıklara dönüşebilir. Bunların başında çeşitli korkular (fobiler) gelir. İçlerinden en yaygın olanı açık alana çıkma korkusu olan agorafobi'dir. Burada hasta kendi başına sokağa çıkamaz, alışveriş merkezlerine gidemez, evde yalnız kalamaz. Araştırmalar, bu tür korkuları olan hastaların başlangıçta panik bozukluklu hastalar olduğunu göstermiştir. Panik bozukluk düzelmediğinde veya iyileşmediğinde ago¬rafobi gelişmektedir. Bu kişiler sokakta düşüp bayılmakta, ölmekten korkmaktadır. Ve yan¬larında bulunan kişilerden destek almaktadırlar.

Çok önceleri panik atak nedeniyle tedavi ettiğim bir kabadayı hastam vardı. Sokakta gezerken, herkes bu kişiden korkuyordu. Oysa kendisi panik hastasıydı ve yalnız olduğunda düşüp bayılmaktan çekiniyordu.

Panik atağın iyileşmemesine bağlı gelişecek bir diğer sorun ise hastalık hastalığıdır. Bu durumda kişiler sürekli kendilerinde bedensel bir hastalık olduğuna, hatta ölümcül hasta olduklarına inanmaktadırlar. Doktorların onlara gerçeği söylemediğini düşünürler. Ve ellerinde bir dizi reçete ve tetkikle doktor doktor dolaşmaktadırlar. Bu tür hastaların da başlangıçta panik hastaları olduğunu çalışmalar göstermiştir. Bu kişiler, panik atağın bedensel belirtilerine bakarak kendi¬lerinde ciddi bir hastalık olduğunu düşünmek¬tedirler. Oysa panik bozukluk nedeniyle ciddi bir bedensel hastalık, sakatlık veya ölüm gelişmez.

Panik atak ile ilgili son yazmak istediğim nokta, panik atağın veya panik bozukluğun sanayi ve gelişmiş toplumlar ile ilgili bir sorun olduğudur. Tarihsel evrim içinde kasaba toplumundan şehir toplumuna, kalabalık ailel¬erden bireye geçildiği süreçte "konversiyon bozulduğu" diye adlandırdığımız sıkıntı ve üzüntülerle ilişkili bayılmaların yerini, panik bozukluk almaktadır. Yani önceleri panik atak benzeri sıkıntı yaşayan kişiler, bugün artık bayılma yerine bu atağın belirtilerini yaşıyorlar ve doğrudan yardım arıyorlar. Panik bozukluk tedavi edilebilir bir ruhsal hastalıktır. Hastaların 2/3'ü yaklaşık 1-2 yıl içinde tamamen düzelebilir. Ancak daha uzun süren, düzelmeyen ve diğer ruhsal sorunların da eşlik ettiği hastalar da vardır.